22 Aralık 2011 Perşembe

Van için Örüyoruzz!!

Gönderen Özge Atınç zaman: 07:01 0 yorum Bu yayına verilen bağlantılar
Sevgili Alev ve Oip'in önderliğinde sizlere bir duyuru yapmak istiyorum.


Evimizde sıcacık kahvemizi yudumlarken, polarımıza sarınmış pencereden yapan karı ,yağan yağmuru izlemek ne kadar güzel değil mi? En büyük keyif ne büyük huzur..

Ama başka bir coğrafya'da, senden çok uzakta değil ama göremeyeceğin kadar uzaklıkta olan kardeşlerin soğuktan titriyorlar. Zaten iyi beslenemedikleri için çok üşüyorlar.Üstelik senin gibi muhafazalı şapkaları bereleri eldivenleri en önemlisi Evleri! yok! Ve kendilerini azıcık daha ısıtmak isterken çadırları alev alıp kül'e dönebiliyor!.

Deprem oldu bitti ama sancıları Van'da hala devam ediyor.Şimdi biz napıyoruz? Hem çok eğlenceli hemde huzur verici bir yardımlaşmada bulunuyoruz ve Van'daki kardeşlerimize,özellikle bebeklerimize ve çocuklarımıza elimizden nasıl gelirse gelsin atkı,bere,eldiven,çorap,kazak artık gönlünüzden ne koparsa elinizden ne gelirse! hazırlayıp burda toparlanması ve Van'a kargolanması üzere Alev'e gönderiyoruz.
Dedim ya elinizden ne gelirse.
Hem çok eğlenceli hale getiren başka bir detayda, bunları yaparken çektiğiniz  fotoğraflarınızı Alev Facebook page veya blog'da paylaşıyor :)

Ben hemen şimdi seferberlik ilan ettim bile..Annem ve anneannem çalışmalar başladı! Bende akşam eve dönünce evde bir yumak siyah Nako ipim var kendime bere yapıcaktım. Kısmet Van'da artık bir başka Özge'ye , Ayşe'ye , Fatma'ya veya Zeynep'e :)


Peki ya nasıl olucak? Şöyle ;












Bakın Alev ve Oip kimlermiş? Tıklayın detayları bulacaksınız :)
 ve haydi Facebook page'i beğenmeye!
Ve ilgili Blog'ta bu :) Van için Örüyoruz!

Ps: Aceleden gelişigüzel yazdım bir an önce yapmaya başlayın diye.Kusuruma bakmayın artık.

Sevgiler
Özge Atınç ..



1 Aralık 2011 Perşembe

2012 Wish List :)

Gönderen Özge Atınç zaman: 07:15 0 yorum Bu yayına verilen bağlantılar

Bugün 1 Aralık! Yanii yılbaşına, daha önemlisi yepyeni bir yıla az kaldı...Birde ayriyeten birthday’ime 11 gün kalınca ee bir wishlist hazırlamak yerinde olur diye düşündüm! :) Ve ne kadarı gerçekleşir ne kadarı gerçekleşmez bilemiyorum ama hayali bir liste hazırladım ve eşe dosta göndericem. Artık hayırlısı bakalım ;)
 
Ben bu yıldan neler mi istiyorum?  Alınabilecekler,hissedilebilecekler,yaşanacaklar var…


* Koleksiyonlarına bayıldığım ZERGER’in kanat küpeleri !  işte burada!
* Çok sevimli herhangi bir pelotas CAMPER!
* ACCESSORİZE' den (charm tote veya strapped tote) bu çantalardan biri , ikisi artık gönlünüzden ne koparsa
* En pembe kılıflısından bir İPAD.
*  MiNiŞ  bebeklerin en renkli, en kokoş, en süslü olanlarından bir familya :) ve haliyle bir koleksiyonerin doğuşunu ! J
*  MADONNA’nın 2012 İstanbul konserine bilet ;)
* Olabildiğince yeşillik,Bahçe! Sıkıldım buralarda bu genç yaşımda, bir köyde kasabada yaşamak istiyorum! Bir bahçemiz olsa, kirli sürekli çiçekleri talan edip yiyeceği için yeniden yeniden toprakları toplamak vs. Nasıl ya! bahçeyi derleme topama işi çıksa diye diliyorum. Olmadı bu dilek :) O zamaaan bol bol Polonezköy,Ağva,Maşukiye haleti ruhiyesi !
*  Yazın tatil’e doymayan bünyeme birde kış tatili ;)
*  Siyah bir Rayban Wayfarer.
*  Herhangi bir 2012 sabahı uyandığımda ellerimden; büyük zevkle takip ettiğim
   Sharon Wee yeteneğinin fışkırması :)
 *  …. tabiî ki birde bolca AŞK, MUTLULUK, SAĞLIK, DOSTLUK, ARKADAŞLIK, KURABİYE KOKULU NEŞELİ GÜNLER :)
Daha bu liste uzarda gider…(‘’Yuh’’ mu dediniz?) Tamam o zaman bir kısmı gerçekleşmesi dileğiyle diyelim öyleyse ;)
Sevgiler .
Şimdiden Mutlu ve Tatlı Yıllar…
Özge Atınç


18 Kasım 2011 Cuma

Sol Yanım..

Gönderen Özge Atınç zaman: 00:13 0 yorum Bu yayına verilen bağlantılar
Çay'ın rengi bir başka, lezzeti bir başka
Boğazın manzarası bir başka güzel
Hele sıcacık bir yudum çayın ardından bir ısırık sıcacık simit.mmmhh.
Babayla...
Onun tadını başka birşeyden alabilirmisin bir daha?
Aslaaa!

Sol yanın yokken yanında..

Alırmısın aynı tadı boğazdan, çaydan  simitten, sohbetten, kahkahadan?
Yüreğinin derinliklerinde kocaman bir oyuk varken.
Nerden bileceksinki geçen yıl bu zamanlar azrailin kol gezdiğini..
Yarın babamın yanımda olmayacağını..

Babamm, Yanımda olmasanda hep yüreğimde,hep yanımdasın canım.Her zaman aklımdasın,dualarımdasın.
Rabbim sana gani gani rahmet eylesin.
Biliyorum ordan bi yerlerden bize böyle tatlı tatlı gülümsüyorsun ve yaramazlık yaptığımızda sinirleniyorsun..
Hep bizi koruyup kolluyor, geceleri uyurken yine hep alnımızdan öpüp kokluyorsun bizi..
Artık sana sarılamasamdaa kokun hala burnumda.Başım yine sıcak koynunda.

Zamanı geldiğinde yeniden görüşmek üzere...


Özge Atınç ;(

18.11.2010-2011

17 Ekim 2011 Pazartesi

PHASELİS

Gönderen Özge Atınç zaman: 04:48 0 yorum Bu yayına verilen bağlantılar



PHASELİS

Geçtiğimiz bayram tatilinden birkaç yazı yazmayı planlıyordum ancak,ilk seçtiğim büyülendiğim Phaselis oldu.Bu havaları özelliklemi seçtin yazmak için derseniz :) Hayır canım..ne alakası var..














Tek kelimeyle büyüleyici.. Tarih ve doğanın içiçe olduğu inanılmaz güzellikte bi yer...
Şehrin kalıntılarında dolaştıktan sonra sanki hiç birbiriyle alakası yokmuşçasına ağaçlar ve zakkumlar arasında doğal bi limanda buluyorsunuz kendinizi...


Unesco tarafından 80'li yılların başlarında kazısı finanse edilmiş, ve ankara üniversitesi dil ve tarih-coğrafya fakültesi klasik arkeoloji anabilim dali profesörlerinden cevdet bayburtluoglu başkanlığında bir ekip tarafından kış aylarında geceleri konteynırlar içinde titrenip, gündüz arazide harab olunarak calışılmış yeniden keşfedilmiş antik kent Phaselis; muhteşem bir koya sahip inanılmaz güzellikle gidip gördükten sonra hiçbir denizi hiçbir  koyu beğenmemenize sebep olabilecek güzellikte bir antik kent.
Kentin iki tane limanı bulunmakta.Antik çağda  Lykia-Pamphylia sınırında yer alıyormuş.Şu anda en yakın yerleşim merkezi Tekirova.


Phaselis antik kenti Akdeniz'e uzanan küçük bir yarımada üzerinde M.Ö. 7. yüzyılda Rodoslu kolonistlerce kurulmuş. Kuruluş efsanesinde kolonistler burayı kurarken yöre halkına mısır veya kurutulmuş balık önerirler, yöre halkıda balık isteği ile cevap verir.
Şemsiye yerine çam ağaçlarının altında güneşlenebilirsiniz..Phaselis’i hala görmediyseniz ve henüz talan edilmemiş doğa harikası bir yer görmek istiyorsanız mutlaka görün!


Eğerki huzur beni bozar, ses isterim, hareket isterim benim için tatil demek eğlence demek  dersenizde  kemer falan var yakınında eğlenmelik oralara gidin, orda kalın, phaselis sakin kalmaya devam etsin
J
Eğer; Olympos'ta Adrasan’da tatilinizi geçiriyorsanız ve aracınız da varsa kahvaltınızı yapın, sonrasında atlayın arabaya, basın gidin buraya.Biz öyle yaptık.
Pişman olmayacaksınız. Atlayın arabaya gidin.



Sevgiler
Özge Atınç

26 Ağustos 2011 Cuma

Marina Bychkova’nın Soğuk Güzelleri

Gönderen Özge Atınç zaman: 05:44 0 yorum Bu yayına verilen bağlantılar
                       
1982 doğumlu Rus sanatçınının 6 yaşından beri en büyük tutkusu oyuncak bebekler. Fakat Marina’nın bebekleri bildiğimiz bebek yüzlerinden biraz farklı. Her birinin ayrı karakter ve hikayeleri var. Çocuklardan ziyade büyüklerin hastası olduğu bebekler sınırlı sayıda üretiliyor ve kıyafetlerinde 24k altın, gümüş ve daha birçok değerli taş kullanılıyor. Tamamen el yapımı harika bebekler.


Hiç bi şey kaybetmiş sayılmazsınız. Hâlâ müthiş güzel bir bebeğiniz olabilir. Zira fiyatlar astronomik.
Porselen güzellerin birkaç yüz dolarlık olanları da var, birkaç bin dolarlık olanları da… 
(bayıldım ama ben almıyım deyişinizi duyar gibiyim :))

                        


Her ayrıntıları elle yapılıyor.Buyrun bakın.Tek bir sanatçının elinden çıkıyor bütün bebekler.Güzel yüzleri, eklemleri hareket edebilen dolayısıyla istenen formu alabilen bedenleri, kıyafetleri, ayakkabıları…Marina Bychkova hayranlarını düşünerek bu kadar pahalı olmayan onların kağıt bebek olanlarını da üretiyor. Böylece kağıttan tılsımlı bebekler ve kıyafet setlerini satın alıp, onları Bychkova stili giydirebiliyorsunuz.Büyümemiş kızlara oyuncak :)
Ayrıca kendiniz için yine Bychkova lisansıyla üretilen takılarını, mesela kolyelerini ya da bileziklerini satın alabiliyorsunuz…



Oyuncak bebekleri çocukluğundan beri çok seven fakat altı yaşındayken bile ona hediye edilen bebeklerin çoğunu,Çoğu Barbie’sini sıkıcı ve ruhsuz bulup, onları kendi istediği gibi boyayarak güzelleştirmeye çalışırmış. Böylece Tılsımlı Bebekler’in ilk acemi örnekleri çıkmış ortaya.

                       

Başlangıçta onları daha zevkli oyunlar icat edebilmek adına yapıyormuş. Hatta yaptığı her bebek için bir de bebek evi inşa edip, dayayıp döşüyormuş. Okuduğu romanlardaki mekanları yeniden yaratıyor, içlerine masal karakterlerini yerleştiriyormuş. Hans Christian Andersen’in Karlar Kraliçesi’ni okuyunca bir buz sarayı inşa etmiş, Küçük Denizkızı masalı içinse bahçenin bir köşesinde nilüferli bir havuz yapmış. Fakat 10 yaşına geldiğimde artık bebeklerle oynamayı sıkıcı bulmaya başlamış ve bebek tasarlayıp üretmenin ve daha sonra onları güzelleştirmek için kafa yormanın çok eğlenceli olduğunu fark etmiş.



Güzel sanatlar eğitimi görürken, hayatta en sevdiği şeyi meslek olarak seçmeye karar vermiş ve satmak üzere ilk bebeklerini üretmiş. Onlara isim bulmak çok zor gelmiş ama ünlü yazar Paul Gallico’nun Enchanted Doll, yani Tılsımlı Bebek adlı romanı ona ilham vermiş. Olağanüstü güzel bebekler yapan bir kadının hikayesini anlatıyor roman.. Kitaptaki kadın bebekleri o kadar büyük bir aşkla yapıyor ki, görenler hepsine ilk bakışta aşık oluyor. Zaten onunda tek isteği bebeklerine aşık olunmasıymış...









Bebekler biraz mahzun.. Bu hedeflediği bir şey sanatçının.başından beri onların ince, narin, kırılgan ve büyüleyici bir havaları olmasını istemiş. Sahte bir şekilde gülen mutlu bebeklerden fena halde sıkılmış.
Yüzleri gülse bile içten içe gizli bir öfkeyi yansıtıyor gibi gelmişler ona :)
Kendi bebeklerini farklı, bakanın ruh halini yansıtan bir ayna gibi düşünerek yapıyor.
Tılsımlı Bebekler gülmüyor ama yüzlerinde ve vücutlarında birçok farklı ifadeyi barındırabiliyorlar.



                        


Fiyatların astronomik olmasının bir sebebide; aralıksız bir şekilde çalışsa bile! 5 santimetrekarelik bir alanı işlemenin koca bir gün alması..
Bu arada bebeklerin boyu 34 santimetre :)


Satın almak istediğiniz bebeğin fiyatını ancak sanatçıya e-posta atarak öğreniyorsunuz.
Web sitesinden ve blogundan daha yüzlercesine göz atabilirsiniz..
http://www.enchanteddoll.com/
http://www.enchanteddoll.com/blog/?m=201101


Olmadı bizde marina gibi barbie'leri boyayalım :)


Sevgiler
Özge Atınç

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Zaman yolculuğundan önce bavul toplamak; Belliki kadınsınız...

Gönderen Özge Atınç zaman: 03:15 0 yorum Bu yayına verilen bağlantılar


Bavula koyulacaklar listesimi ? Böyle bişey varmış.

Bu şehri terk-i diyar eğleyeceğini düşünürken, eline geçen her şeyi toplayıp bavula tıkıştırmak ve alelacele buradan uzaklaşmak varken buda nesi.

Balayına çıkarken talimatlara uydum ve öyle yaptım.

Önce herşey yatağın üstüne serildi, sonra stratejik bir biçimde bavula yerleştirildi, çünkü nasıl koyarsam koyayım ilk denememde fermuarın asla kapanmayacağını biliyorum, en azından düşünerek yerleştirirsem  sıkıştırma işlemi kolaylaşır
Hem
bavulun orasında burasında bir sürü göz cep falan bulunmalıdır ki çok önemlidir.Çünkü bavulu kapamak ile evden çıkmak arasındaki süre boyunca bir sürü unutulan ıvır zıvır akla gelir.Oraya buraya tıkıştırırsın.
Zaten o bavulla gittiğim seyahatte getirdiğim şeylerin yarısını bile kullanmayıp ve yine itinayla hazırladığım bavulumda bile en önemli şeyleri unuttuğumu  fark ettim.Gittim yeni bir dandik speedo olan ama M.Ö’den önceki sezonlara ait bir o kadar pahalı bir yüzücü gözlüğü aldım mesela..

Bence kafa karışıklığını en aza indirgemek için liste miste boşverelim gitsin.En son ana bırakalım.

Düzenli bir "geç kalıyoruz" hadi" "ben sana kaç kere son ana bırakma demedim mi" tarzı cümlelerin saldırısına maruz kalma ihtimali yüksek belki ama..Cevap vermekle kaybedilen sürede çok degerli oldugundan pek cevap vermemeli ve son dakika paniğine kapılmamalı.

Her duruma hazırlıklı olma dürtüsünün esiri olmuş ve bedelini bel fıtığıyla ödeyecek olan insanda olmayın pek tabi.Güvendiğiniz eşiniz,sevgiliniz varsa bavulu tıka basa doldurabilirsiniz J .Yada sürükleyerek götürmeye karar verdiysenizde bilemem.

Bir de hakkını yemeyelim tek bavul diye konuşuyoruz, ama herkesin bildiği gibi hiçbir zaman tek bir bavul değil, daha çok bir bavul kümesidir söz konusu olan.

Küçücük sırt çantasına benim gavur ölüsü çantama sığdırdığım kadar eşya sığdırabileni gördüğümde bu işi beceremediğimi daha iyi anlıyorum.Her defasında.

Kadınlar ne giyeceklerine; giyinirken karar verir ve ruh hali neyi giydiğinde en kararlı hale gelicekse onu giyerler. Bavul sorunsalı orda başlıyor zaten.

Kanımca bizler tatildeyken ; havadaki güneş, sıcaklık, gökyüzünün maviliği, gece ne kadar iyi uyuduğumuz gibi birçok şey buna etki ediyor.. O yüzden bir kadın bir yere gitmeden önce bavul hazırlayacaksa, önce içinde bulunabileceği tüm ruh hallerini düşünüyor ve ona göre bavulunu hazırlıyor. Bir iki günlük yolculuk için bir haftalık, bir haftalık için de bir aylık eşyayı bavullarımıza koyma sebebi o.

Eğerki içinde bulunacağı tüm ruh hallerini tahmin edemiyor ve ne yaparım ne ederim diye afallıyorsa vay haline.Benim gibi yapıyor ve etrafta gördügü her parçayı bavuluna çaktırmadan sokuşturuyor..

Seyahat boyunca bir iki tanesi giyilecek olsa da, bu erkekleri deli etse de, şu unutulmamalıdır. eğer kadın; o anki ruh haline göre giyinmediyse o kadın mutlu olamaz. o yüzden bir kadının mutluluğuna karışmamak için kadınların bavul toplamalarına karışmayın.Kadının eşyaları için yer açın. olmadı bir iki eyşadan da vaz geçin.


Gavurdağımı? bavuldağımı? Tercih sizin :))

Allah hiçbirimize kaldıramayacağı güç yüklemesin :)
Sevgiler

Özge Atınç

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Sadece kırmızı bir burun

Gönderen Özge Atınç zaman: 07:09 2 yorum Bu yayına verilen bağlantılar
Düşünsenize; bazılarının kahkahaları çınlatıyor kulaklarınızı, bazılarının gülmekten gözleri yaşarmış,ağzını kapatıyor, bazıları yerlere yatmış kasıklarını tutuyor. o kadar gülmek yanii..
İki büklüm, kendilerini engellemekten aciz, kıkır kıkır gülüyorlar. Tamda o sırada,düşüyor yere ve  kırmızı burnu düşüveriyor palyaçonun ve şak diye ciddileşiyor insanlar. Mutsuz, öfkeli, ciddi ve soğuk bakarken üstlerini başlarını düzeltiyorlar söylenerek palyaço'ya..

Gerçektede böyle aslında bazı diyaloglar.Bir sahne sanatı, yaşamak..
İstemesenizde size bir kırmızı burun takıverıyorlar hayatın bir zaman diliminde.Bazılarımız bu kırmızı buruna hiç alışamayanlar, bazılarımız ise onsuz yapamayanlardanız.Bunu ara sıra kullanan işi çözmüş kanımca.

Kırmızı burunsuz hiç sevilmeyen palyaço burnunu yerine takıp yeniden kahkahalara can veriyor..
Herkese lazım.
Sadece kırmızı bir burun..

Özge Atınç

 

Az Şekerli Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review